17 May

Çağımızda firmalar için zorunluluk haline gelen ve hakkında bu kadar çok söz söylenen inovasyonun nasıl ölçüldüğü önemli bir soru olarak durmaktadır. İnovasyon doğası gereği yenilikçi araştırmaların, firma içi ve firma dışı etkileşimlerin, işbirliklerinin, çeşitli eğitimlerin ve bu gibi birçok girdinin sonucu olarak gerçekleşen sistematik bir süreç olduğu için üzerinde anlaşılmış, kesin bir ölçüm sağlamak zordur. 1950’lerden bu yana inovasyonun kendisine ve girdilerine odaklanan çeşitli yaklaşımlar geliştirilmiştir.

İnovasyonu ölçmek için ilk yaklaşım Ar&Ge istatistiklerinin kullanımıdır. Yenilikçi araştırmalar için yapılan harcamalar, firma personelinin yenilikçi faaliyetler için harcadığı saat ya da bu faaliyetlere ayrılan insan (Ar&Ge personeli) sayısı bize inovasyonla ilgili birçok şey söyleyebilir. Fakat inovasyon bundan ibaret değildir. İnovasyon çeşitli fikirlerin, edinilen ve üretilen bilginin ve öğrenmenin bileşimi olan çok boyutlu bir süreçtir. Ar&Ge istatistiklerinin bu çok boyutlu süreci tam olarak ölçtüğünü söyleyemesek de bir firmanın inovasyon çabasıyla ilgili birçok şey söyler. Ar&Ge istatistiklerinin oluşturulmasında kuralları OECD tarafından hazırlanan Frascati kılavuzu belirlemektedir. Frascati Kılavuzu Ar&Ge’yi yeni bilgi üretimi ve mevcut bilginin yeni kullanımlarının bileşimi olarak tanımlar. Buna göre üç tip Ar&Ge faaliyeti vardır: temel araştırma, uygulamalı araştırma ve deneysel araştırma. Ar&Ge harcamalarının ciroya oranı bize bir firmanın Ar&Ge yoğunluğunu verir. Benzer bir hesabı sektör genelinde yaptığımızda teknoloji düzeylerine göre sektörleri sınıflandırma olanağı elde ederiz. Ar&Ge yoğunluğunun %5’in üzerinde olduğu sektörler yüksek teknoloji sektörleri olarak sınıflandırılır. Bu oran %5 ile %3 arasında ise orta üst, %3 ile %1 arasında ise orta alt, %1’in altında ise düşük teknoloji sektörleridir.

İnovasyonu ölçmek için bir diğer araç ise patent verileridir. Patentler, mucit ile devlet arasında düzenlenen ve mucide icadının kullanımı için tekel yetkisi veren kamu sözleşmeleridir. Patent aslında bir ödül sistemidir. Bir mucit icadını patentle koruma altına alması sayesinde bir süre icadından maddi fayda sağlamaktadır. Günümüzde icatlar serbest mucitlerden ziyade şirketler tarafından patentleniyor olsa da çalışma prensibi aynıdır. Patent sisteminin en önemli avantajlarından biri bize yeni teknolojiler ile ilgili hem nicel hem de nitel bilgiler sağlamasıdır.

Ancak patent istatistiklerinin birtakım zayıflıkları da vardır. Bunlardan en öne çıkanı patentin bir inovasyondan çok icadın göstergesi olmasıdır. Yeni bir teknik prensip tek başına inovasyon değildir, icattır. İnovasyon tanım gereği ticari – ve sosyal – fayda barındırdığı için her icat inovasyon olarak tanımlanamaz. Öte yandan her inovasyon patentle koruma altına alınmadığından dolayı yapılan her inovasyonu patent istatistiklerinde göremeyiz.

İnovasyonu ölçmek için değineceğimiz son metot ise inovasyon anketleridir. İnovasyon anketleri OECD tarafından yayınlanan Oslo Kılavuzu’na göre yapılmaktadır. İnovasyon anketlerinde iki temel yaklaşım vardır: Genel olarak firmalara inovasyon girdilerini (Ar&Ge ve Ar&Ge dışı olarak) ve çıktılarını sorarak firma düzeyinde inovasyon faaliyetine odaklanan konu (subject) yaklaşımı ve önemli teknolojik inovasyonlara odaklanan hedef (object) yaklaşımı. İki yaklaşımın da farklı üstünlükleri bulunmaktadır. Hedef yaklaşımı bir inovasyonun önemini ve etkilerini değerlendirmek için oldukça kullanışlı veriler sağlar. Konu yaklaşımı ise inovatif ve inovatif olmayan firmalarla ilgili bilgi sağladığı için firmalarda inovasyon faaliyetlerini nelerin belirlediği ve nelerin engellediği konularında uygun araştırmalara imkân verir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir